8 Aralık 2011 Perşembe

Çigong Felsefesi

Sağlıklı bir yaşam için Çigong yapın diyoruz, fakat bu Çigong'un arkasında yatan felsefe nedir? Esasen Çigong'un temel olan 3 felsefi unsuru vardır: Kendini sevmek, başkalarını sevmek, doğayı sevmek. Hayatı sakin ve barış içinde yaşayıp, doğayla uyum içinde olmak. Bu Daoism, Budizm ve Konfüçyuz öğretilerinin de temelidir.

Eğer Çigong formlarını ve meditasyonlarını hergün düzenli yapıyorsanız, sağlıklı bir yaşamınız olur. Lakin, hayatınızda travmatik bazı olaylar meydana gelirse (örneğin işinizi kaybetmek, yakınınızı kaybetmek, finansal çöküş vb) o zaman dengenizi kaybedebilirsiniz. Bu da hasta olmanıza yada depresyona girmenize neden olabilir ve arkasından şunu sorabilrsiniz: "E hergün düzenli Çigong yapıyorum, neden hasta oldum?". Bunun nedeni tek taraflı, sadece harici Çigong yapıyor olmanız ve Çigong felsefesini tam olarak yerine getirmemenizdir. Hareketleriniz ne kadar kusursuz ve estetik olursa olsun, yada saatlerce meditatasyon yapıyor olun, Çigong felsefesini tam olarak anlamamışsınız demektir. Çikong'u kalpten yapmak çok önemlidir. Bu tıpkı televizyondaki süpermodellere benzer. Herkes onların çok güzel olduklarını düşünür ama aslında sağlıkları çok da yerinde değildir.

Çigongun arkasında yatan felsefeyi anlamak için, hayatın inişli çıkışlı olduğunu kabul etmemiz gerekir. İyi zamanları Çigong olmadan da rahatlıkla atlatabiliriz, mühim olan ihtiyacımız olduğunda onu kullanabilmektir.

Çigongun ilk prensibi sakin ve rahat olmaktır. Bu çok basit prensip pek çok insana çok zor gelebilir, çünkü hayat görüşünüzü değiştirmeniz gerekebilir. Batı, başımıza kötü birşey geldiğinde etkiye tepki vermemizi öğretir. Bunun yerine rahat ve sakin olup durumu daha açık bir şekilde değerlendirebiliriz. Vücudumuz rahat ve sakin olursa zihnimiz de sakin düşünür ve doğru kararlar alır.

Pek çok insan buna katılmayabilir ve harekete geçmeden durmanın yanlış olduğunu düşünebilir. Fakat Daoism der ki:"Değişen herşeye karşı durağanlığı kullanın". Hareketsizlik aslında bir harekete geçme türüdür. Üzgün yada kızgın olduğumuzda bunun hıncını başkasından çıkarabilirz, bu da o insanın da tepki vermesine ve harekete geçmesine neden olacaktır ve onun tepkisi bizim daha da üzülmemize neden olacaktır. Tüm bunların nedeni sonuçlarını düşünmeden duygusal davrandığımız içindir. Her zaman rahat ve sakin kalmalıyız. Çigong'Un felsefesi budur.

Bırak gitsin!
Başarılı bir işadamı kanser olduğunu öğrenmiş. Doktorlar sadece 6 ayı kaldığını söylemişler. Adam Budizme meraklıymış. İşi gücü bırakıp Budizme daha çok yönelmiş.
Budist öğretide şu presipleri öğrenmiş:"Hiçbirşey isteme, inat etme, hiçbirşeyi sınıflandırma" (yani hiç birşey yada kimse bir diğerinden daha iyi değildir). Bu prensipleri takip eden adam daha rahat ve boşverci olmuş. Zihni sakinleşmiş ve bütün endişeleri kaybolmaya başlamış. Hatta ilaç almayı da kesmiş. 6 ay sonra tekrar doktoruna gittiğinde, doktoru şaşkınlıkla karşılamış. Kanserli hücreler büyük ölçüde yok olmuş. 1 sene sonra da tamamen yok olmuşlar.
Bu bir mucize değil. İnsanlar kanser olduklarında bunun nedeni vücutlarında alışık olmadık anormal bir şeylerin değişmesidir. Normale dönmek istediğinizde tek yapmanız gereken vücudunuzun bu sefer alışık olmaya  başladığı kanserli durumu tersine çevirip vücutta tekrar bir değişiklik yaratmaktır.

Kanserli adam stresinden ve endişelerinden tamamen arındığı zaman, daha sağlıklı beslenmeye ve düşünmeye başladı. Tutmak yerine bırakmayı öğrendi. Kıskançlık, endişe, öfke, hazmedememe, affedememe, kibir, ego gibi şeyleri içimizde ne kadar tutmaya başlarsak daha stresli ve sağlıksız bir yaşama doğru yol alırız. Stres vücudun normal şekilde fonksiyonlarını yerine getirmesini engeller ve iç organlar yeterinde Çi enerjisinden mahrum kaldığı için de hastalıklar kapımızı çalar.

Kanserli adamın öğrendiği bir başka önemli nokta ise diğer insanlara yardım etmek olmuş. Bu şekilde kafasını meşgul eden kendi endişelerini unutmuş. Aslında bu da bir etki tepki olayı. Diğerlerine yardım edince iyi hissederiz ve iyi hissedince de vucudumuz ona göre hareket eder, hastalıklar vucudumuzu terketmeye başlar çünkü artık bu vücuda ait değillerdir.

Kanser günümüz toplumunda gitgide artıyor. Eskiden yaşlılarımızda görülen bu hastalık artık çok genç yaşlarda insanlarımızda görülmeye başladı. Hayatımızda çok fazla radyasyon, uydu, baz istasyonu, cep telefonu, bilgisayar ve televizyon var. Yediğimiz gıdalar artık doğal değil, genetik olarak çok fazla oynanmış ve besin değerleri nerdeyse yok denecek kadar az. Hergün kirliliğe maruz kalıyoruz. Egsoz kokuları, baca dumanları, evlerimizde kullandığımız deterjanların kimyasalları, içtiğimiz damacana sular bizi yavaş yavaş zehirliyor. Diyet ve detoks toksinlerden arınmamıza yardımcı olabilir ama hastalıklarla mücadele etmemizde bize yardımcı olacak Çi'yi güçlendirmeyecektir. Çi ne kadar çok ve güçlü olursa bağışıklık sistemimiz o kadar kuvvetli olur.
İnsan icadı teknoloji doğadaki kansere benzer. Doğal olmayan şeylere dur diyebilirsek, soluduğumuz havanın kalitesi artacak, toprak kendini kısa sürede toparlayacak ve akan suların hepsi saf ve temiz olacaktır. Tüm ağaçlar, hayvanlar ve insanlar daha sağlıklı olacaktır.  Eski insanların 100 yaşlarına kadar yaşamalarının nedeni doğaya karşı gelmek yerine doğaya uyum sağlayıp sade yaşamak olmuştur. Güne güneşin doğmasıyla erken başlayıp, gün batımında da yatmaya gitmişlerdir. Doğanın dışında yaşamayı denememişlerdir.

Yaşadığım Dalyan çok yeşil ve sulak bir yer. Manzaraları ve sakinliği inanılmaz. Misafirlerim geldiğinde gezdiririm. Hayretler içinde kalırlar. Yaşadıklarını, doğayı, yedikleri doğal köy ürünlerini anlata anlata bitiremezler. Halbuki ait oldukları yer doğanın ta kendisidir ve ait oldukları yere geldikleri için mutlu olduklarını bilmezler. Ve malesef tatilleri bitince, yine içinde 60-70 kişinin yaşadığı, karşı komşusuna selam vermeyen, kimsenin kimseyi tanımadığı taş duvarlar arasındaki apartman hayatına geri dönerler.
Batı toplumundaki pazarlama dehası pekçok çok satan kitap evrenden isteyin deyip durur. Halbuki Çigong felsefesi ile ne kadar az isterseniz o kadar çok şey elde edersiniz, çünkü istekleriniz azalıp mütevazileştikçe zihniniz daha rahat edecek ve daha iyi bir insan olmayı başaracaksınız.

100 yaşına kadar yaşamamız gerekmiyor ama yaşadığımız kadarını en sağlıklı, en doğal ve en huzurlu şekilde geçirmemiz bize bağlı. Kendimizi, etrafımızdaki herşeyi ve tabiatı koşulsuz sevmek üzere...

Sevgi ve Çi içinizde olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme